Bu sorunun yanıtına geçmeden önce Aydın’da mesleğini hakkıyla yapan, kamu yararını gözeten, haber ile propaganda arasındaki farkı bilen ve gazeteciliği kişisel çıkarlarının üzerinde tutan çok sayıda meslektaşımız olduğunu hatırlatmakta yarar var. Onları bu tartışmanın dışında tutuyorum. Zira bu yazının konusu gerçek gazeteciler değil, gazetecilik yapıyormuş gibi görünen ama aslında siyasal propaganda üreten sosyal medya trolleridir.
Yalanlar, gerçek olarak sunuluyor
Yazdığı “Kötülüğün Sıradanlığı” kitabıyla faşizme ve sıradan insanların faşizmi nasıl içselleştirip kötülüğü sıradanlaştırdığı ve kötülüğü görev haline getirdiğini göstererek yepyeni bir bakış açısı getiren Hannah Arendt’in iletişimde çığır açan Nazi propagandası ile ilgili çok önemli bir tespitini hatırlatarak başlayalım: ”Sürekli yalan söylemenin amacı insanları bir yalana inandırmak değil, artık kimsenin hiçbir şeye inanmamasını sağlamaktır. Doğruyu yanlıştan ayırt edemeyen bir halk, iyiyi kötülükten de ayırt edemez. Ve böyle bir halk, düşünme ve yargılama gücünden yoksun bırakıldığında, bilmeden ve istemeyerek tamamen yalanların egemenliğine boyun eğmiş olur. Böyle bir halkla istediğinizi yapabilirsiniz”.
Medya ve siyaset açısından Türkiye’de ve dünyada gelinen nokta vahim bir noktaya ulaştı. Post-truth (gerçek sonrası/ötesi) çağında Hannah Arendt’i haklı çıkarırcasına artık gerçeğin bir önemi kalmadı sanki! Herkes her yalanı söyleyip bunun gerçek olduğunu iddia edebiliyor. Halka gerçekleri ulaştırmaya çalışan gazetecilerin tam tersine gazeteci kılıklı trollerin ürettiği yalanlar artık yeni medya dediğimiz sosyal medya mecralarında her gün tekrarlanıyor. Yalanlar, gerçeklerin yerine ikame edilmeye çalışılıyor.
İşin ilginci bu yalanların belli görüşe sahip kitlelerce gerçek olarak sahiplenilmesi. Artık herkes gerçeğin filtresine takılmadan yandaşı olduğu politika veya politikacının söylediklerini gerçek kabul ediyor. Bu durum her görüş için geçerli. Aydın’da Özlem Çerçioğlu tarafından beslenen trol ordusunun attıkları iftiraları, yazdıkları yalanları gerçek kabul edenler olduğu gibi, tam tersine Özlem Çerçioğlu’na yönelik bu tarz iftira ve yalanları gerçek kabul eden bir kitle de var. Ama Çerçioğlu’na yönelik iftira atan, yalanlarla olumsuz algı oluşturmaya çalışan kimlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Buna karşılık Çerçioğlu trol ordusu besliyor.
Gazetecilik mi, propaganda mı?
Tam da burada gazetecilik ile propaganda arasındaki ayrımı yapmak zorundayız. Gazeteci soru sorar, ama sorusunun içinde cevabı gizleyerek kamuoyunu manipüle etmez. Gazeteci iddia ortaya koyar, ama iddiasını bilgi, belge ve kaynaklarla destekler.
Bugün Aydın’da bazı sosyal medya hesaplarının yaptığı tam olarak bunun tersidir. Başta hapisteki eski Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel olmak üzere sürekli aynı kişiler hedef gösteriliyor. Aynı sorular farklı biçimlerde tekrar tekrar soruluyor. Varsayımlar gerçekmiş gibi sunuluyor. Dedikodular haberleştiriliyor. İddialar kanıtlanmış gerçekler gibi servis ediliyor. Sosyal medya hesapları mahkeme salonlarına dönüşmüş durumda, trollerin hedefindeki insanlar her gün yargısız infazla suçlu ilan ediliyor. Sonra bütün bunlara “gazetecilik” deniliyor. Hayır. Bu gazetecilik değil.
Trol hesapları mahkeme salonuna dönüştü
Dönelim yalan-gerçek meselesine. Çok açık bir şey var ki gerçekler eninde sonunda yalanları yener. Kamu adına görev yapan gazeteciler elbette siyasetçilere yönelik eleştiriler yapacak, fikirlerini paylaşacak, peşinde koştukları gerçeği mümkünse belgeleriyle ortaya koyacak. Troller gibi hiçbir kaynağa, belgeye, bilgiye ihtiyaç duymadan uydurdukları yalanlarla ve dedikodularla kişi ve kurumları hedef almayacak. Sürekli tekrar ettikleri saçma sorularla kişileri toplum önünde yargısız infazla suçlu ilan etmeyecek, haklarında olumsuz algı oluşturmaya çalışmayacak.
Çerçioğlu’nun trolleri bana her gün gerçek algısının sanal ağlarda inşa edildiğini vurgulayan Manuel Castells ile gerçeği değil sahteyi çoğaltan simülasyonlar evreninin altını çizen Jean Baudrillard’ı hatırlatıyor. Her gün bu trollerin sosyal medya mecralarında dijital manipülasyon gösterilerini izliyoruz. Her şeye rağmen ben algoritmaların kurduğu bu illüzyon düzeni karşısında gerçeğin eşsiz kıymetine inanmaya devam ediyorum.
Troller bir de utanmadan gazetecilik öğretiyor
Troller Özlem Çerçioğlu’nun siyasi rakiplerine her gün saldırıyor, güya kamu adına sorular soruyor, hayal güçlerini zorlayıp haber adı altında saçma sapan yayınlar yapıyor. İşte bütün bunları yapan Aydın’daki yalan makinesi troller sosyal medya hesaplarında kalkıp bir de gazetecilere meslek öğretiyor, yaptıklarının gazetecilik olduğunu iddia ediyor.
Gerçeğin peşindeki gazetecilerin tam tersini yaparak yalan söylemeyi, iftira atmayı, kara propagandaya aleti olmayı gazetecilik diye yutturmaya çalışıyorlar. Ancak aklı başında okuyucunun -her ne kadar yandaşlar istediği yalanı gerçek kabul etme eğiliminde olsa da- bunu çok net bir şekilde ayırt edebildiğini, Hannah Arendt’in tersine bilmeden ve istemeyerek yalanların egemenliğine boyun eğeceği tespitinin Aydın’da geçerli olmayacağını düşünüyorum.