Dün Kuşadası Ticaret Odası seçimleri ile ilgili görüşümü paylaştım ve ortaya bir iddia attım. Aydın'dan gazeteci olduğunu iddia eden Oto-trol'ün biri fiziksel özelliklerimle dalga geçti.
FİZİKSEL ÖZELLİKLERİMLE DALGA GEÇEN TROLÜ KINIYORUM
Dün Kuşadası Ticaret Odası seçimleri ile ilgili görüşümü paylaştım ve ortaya bir iddia attım. Buna hayal ya da istek de diyebilirsiniz. Ama algı oluşturmak için uydurma anket yayınlamadım, sadece bir görüş paylaştım ve Serdar Akdoğan’ın sarı listesinin komite seçimlerini 11-0 kazanacağını iddia ettim.
Bu iddiaya karşı çıkıp “11-0 kaybedeceksiniz” diyebilirsin, mesela “7-4 biz kazanacağız” da diyebilirsin. Ama o iddiayı ortaya atan kişinin fiziksel özellikleriyle, hastalıklarıyla, maddi durumuyla dalga geçmezsin.
KELSEM NE OLMUŞ YANİ?
Kel olduğumu herkes biliyor. Üstelik bundan utanmıyorum. Bu benim genetik bir özelliğim. Babam da keldi, dedem de. Aksine onlara benzediğim için gurur duyuyorum. Dolayısıyla biri çıkıp “kel” diyerek beni küçümsemeye çalıştığında aslında bana değil, benim için değerli olan insanlara da laf etmiş oluyor. Ama açık söyleyeyim: Kel olmak ayıp değil. Ayıp olan bir insanın fiziksel özelliğini onun düşüncesine cevap vermek için silah haline getirmektir.
GÖZLERİM BOZUK OLDUĞU İÇİN GÖZLÜK TAKIYORUM
Kendimi bildim bileli gözlük kullanıyorum. Gözlerimde doğuştan yüksek dereceli astigmat var. Bu da genetik bir durum. Bundan utanmıyorum. Çünkü insanın gözlük takması bir eksiklik değildir. Tıpkı saçının olmamasının bir eksiklik olmadığı gibi. İnsanların doğuştan sahip oldukları özelliklerle dalga geçerek üstünlük kurmaya çalışmak ne mizah ile açıklanabilir ne de gazetecilik olur.
KRONİK HASTALIĞIM VAR: ANKİLOZAN SPONDİLİT
Hayatımın önemli bir bölümünü bu hastalıkla mücadele ederek geçirdim. Çeken bilir. İnsanın yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyen, zaman zaman ağrılarla ve hareket kısıtlılığıyla mücadele etmek zorunda bırakan bir hastalık. Ağır ilaçlar kullanıyorum. Uzun süre ayakta kaldığımda ayaklarım ağrıyor, zaman zaman topallıyorum. Bununla hayatım boyunca mücadele edeceğim. Peki hastalığımı düşüncelerime cevap vermek için mi kullanılmalı? Hayır. Çünkü hastalık bir insanın ayıbı değildir. Engel, hastalık, fiziksel özellik veya genetik özellik üzerinden bir insanı aşağılamaya çalışmak eleştiri değildir. Bu olsa olsa kişisel saldırıdır.
GELELİM FAKİRLİK MESELESİNE
Burada işin biraz daha ironik bir tarafı var. Gazetecilik mesleğinin simgesi uzun yıllar simit ve çay oldu. Ben de bu mesleğe başladığımda ekonomik olarak bugün olduğum yerden çok daha farklı bir durumdaydım. İzmir’den Kuşadası’na geldiğimde evim vardı, arabam vardı, bankada param vardı. Bugün evim yok, arabam yok, bankada param yok. Borcum var.
Yani gazetecilik yaptığım yıllarda zenginleşmedim. Tam tersine fakirleştim. Bu utanılacak bir şey mi? Tersine gurur duyuyorum. Çünkü bugüne kadar mesleğimi satmadım. Birilerinin tetikçiliğini yaparak kişisel çıkar sağlamadım. Gazeteciliği birilerine yaranmanın, güç sahipleriyle yakınlaşmanın veya kişisel menfaat elde etmenin aracı haline getirmedim. Benim için bu durum bir eksiklik değil. Mesleki onur madalyasıdır.
GAZETECİ BELGELERİ ÇARPITIP İFTİRA ATMAZ
Gazetecilik mesleğinin ulusal ve uluslararası kabul görmüş ortak etik ilkeleri vardır. Çoğu meslek ilkesi sizin yaptıklarınızın tam tersini önerir.
Örneğin gazeteci bilgiyi çarpıtmamalıdır, belgeleri bağlamından koparmamalıdır. Kişileri hedef göstermek için gerçekleri eğip bükmemelidir. Hakaret, iftira ve asılsız suçlamalardan kaçınmalıdır. En önemlisi insanların onuruna saygı göstermelidir.
Şimdi bütün bunları neden anlatıyorum? Çünkü son dönemde Kuşadası Ticaret Odası seçimleri üzerinden yapılan bazı sosyal medya paylaşımlarında tam da bunların tersini görüyoruz. Örneğin Ticaret Odası'nın tanıtım faaliyetleri için kullanılan bütçe kalemlerinin, Serdar Akdoğan'ın seçim harcamalarıymış gibi gösterilmesi üzerinden bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Eğer bir belge varsa, belge olduğu gibi ortaya konur. Hangi amaçla harcanmış? Mecliste ne görüşülmüş? En önemlisi konunun muhatabına gazetecilik etiği gereği cevap hakkı tanınır. Gazetecilik budur. Belgeyi çarpıtarak başka bir anlam yaratmak ve konunun muhatabı ile ilgilli kamuoyunda olumsuz algı oluşturmaya çalışmak ise gazetecilik değildir.
GAZETECİ HİÇ KİMSENİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİYLE DALGA GEÇEMEZ
Gazetecilik, nefret ve ayrımcılık üretmek değildir. Bir insanın saçının olmaması haber değildir. Gözlük takması haber değildir. Kronik hastalığı haber değildir. Maddi durumuyla alay etmek gazetecilik değildir. Bunları bir insanın düşüncesine cevap vermek için kullanmak ise hiç değildir. Eleştirecekseniz fikrini eleştirin, ortaya koyduğu iddiayı çürütün veya karşı argüman üretin.
Küçük bir arama ile internette bulduklarım:
“Gazeteci, bilgi veya görüşlerin yayılmasının nefret ve önyargıya yol açmayacağından emin olmalı; toplumsal, bölgesel veya etnik köken ile ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, din, engellilik, siyasi görüş ve başka sebeplerle yapılan ayrımcılığı yaymamak için azami çaba göstermelidir”.
“Gazeteci, basın özgürlüğünü başka hiçbir amaca alet etmemeli ve yaydığı ya da yaymadığı bilgi sayesinde haksız bir avantaj ya da kişisel fayda elde etmekten kaçınmalıdır”.
Başka? “Gazetecilikte bireysel özelliklerle dalga geçilmesi, kesin bir etik ihlali ve hukuki açıdan kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilir. Medya etiği ve meslek ilkeleri, kişilerin fiziksel görünüşleri, konuşma şekilleri, engelleri, kökenleri veya diğer bireysel nitelikleri üzerinden küçümsenmesini veya alay konusu yapılmasını kesinlikle yasaklar.”
“Mesleğimizin etik kodlarına göre, gazeteciler bireylerin insanlık onurunu zedeleyecek yayınlar yapamaz. Bireysel özelliklerle (kilo, boy, şive, fiziksel engel vb.) dalga geçmek, ayrımcılığı ve siber zorbalığı teşvik eder. Etik gazetecilik, bireyleri bu tür saldırılara karşı korumayı ve toplumsal hassasiyeti gözetmeyi gerektirir.
Bir kişinin fiziksel veya kişisel özellikleri, kamu yararı taşıyan bir haberin konusu olamaz. Eleştiri hakkı, yalnızca kişilerin kamusal görevleri, fikirleri veya eylemleri ile sınırlıdır; bireysel görünümleri ile dalga geçmek "eleştiri" kapsamında değerlendirilmez.”
Bütün bunları görmezden gelip ben gazeteciyim diyeceksin, senin gazeteci olduğuna inanacağı öyle mi!
BASIN KARTI HİÇ KİMSEYİ GAZETECİ YAPMAZ
Şimdi gelelim son söze. Gazetecilik yalnızca eline bir fotoğraf makinesi almak, sosyal medyada bir şeyler yazmak veya basın kartı taşımak değildir. Gazeteciliğin evrensel kabul görmüş meslek ilkeleri vardır.
Şimdi basın kartını gösterip bana gazeteciyim deme sakın. Senden ve senin türevlerinden gazeteci olmaz. Olsa olsa tetikçi olur, trol olur, sosyal medya şaklabanı olur.
Benim 11-0 iddiam yanlış çıkabilir. Siz 11-0 kazanabilirsiniz. Ben yanılabilirim. Ama benim kel olmamın, gözlük takmamın, hastalıkla yaşamamın veya ekonomik durumumun seçim sonucuyla hiçbir ilgisi yoktur.
Gazetecilik mesleğini kirleten sizin gibilere söyleyeceğim tek şey var: Gazetecilik yapacaksanız önce gazeteciliğin ne olduğunu öğrenin. Bir daha da bana “ben gazeteciyim” deme sakın.